Merhabalar, bugünkü yazımda sizlerle yanımdan ayıramadığım bir kitapla ilgili konuşmak istiyorum. Karşınızda Bir Hayalperestin Gözünden Dünya: Beyaz Geceler

Beyaz Gece neye denir ?

Kitaba da ismini vermiş olan bu olay; St. Petersburg dahil belirli coğrafyalarda görülen, Mayıs ayının son haftası başlayıp Eylül’ün ortasına kadar süren güneşin batmaması, hep ufukta gün batıyormuş gibi görünmesi durumudur. Gökyüzünün beyaz olması gibi bir durum asla söz konusu değildir, sadece aydınlık olduğu için beyaz geceler olarak adlandırılır. Mevsimi bittiğinde ise gece gündüz uzunluğunun normale dönmesi zaman alır, ancak sonbaharın sonlarında normale döner.

Dostoyevski ve Beyaz Geceler

Rus edebiyatının neredeyse en önemli ismi olan (Üzgünüm en iyisi veya en önemlisi diyemiyorum çünkü dürüst olmam gerekecekse ben Gogol’u daha çok seviyorum. Yine de fikrimi değiştirebilirseniz çok sevinirim.) Dostoyevski’nin St. Petersburg’da yaşadığını bilmeyenimiz yoktur sanıyorum. Yine de yaşadığı şehir ve bu şehrin özellikleri her yazar gibi Dostoyevski’yi de çok etkilemiş ve şaşırılmayacağı üzere Rusya ile ilgili yazmış. Tabi ki beyaz geceler de Rusya’nın ve St. Petersburg’un bir özelliği…

İlk Gece

Bir kitap ilk cümlesiyse sizi kendine hayran bırakabilir mi? Gerçekten ilk paragraftan itibaren elinizdeki kitabın değerini çok net anlatan bir girişi bulunuyor kitabın, ayrıca; bu kitabı yazarken daha hapse girmemiş ve oldukça genç olan Dostoyevski ‘nin anlatımı kitabın geneline damgasını vurmuş. Evlerle, sokaklarla konuşan bir hayalperest anca bu kadar güzel anlatılabilir zaten. Tabi ki ilk gecede hayalperest ile Nastenka’nın tanışması anlatılıyor. Daha güzel bir tanışma hikayesi zaten düşünemiyorum ama; benim dikkatimi daha çok konuştukları konular çekiyor. Hayalperest kahramanımızın Nastenka’ya utangaç olduğunu söylemesi, sonra utangaç olması Nastenka’nın hoşuna gidince; kendiyle alay etmesi gibi onlarca tuhaf bir o kadar da güzel diyalog kitabın her cümlesinin kalbinize işlemesini sağlıyor.

İkinci ve Üçüncü gece

Kahramanlarımız buluşmaya devam ediyor ve dostlukları da bu düzeyde ilerliyor. Tabi bu sırada Nastenka’nın hikayesini de öğreniyoruz. Böylece Nastenka’nın sürekli ağlamasının sebebi de açığa çıkıyor.

Son Gece ve Sabah

Son gecede Nastenka sevdiğine kavuşuyor, hayalperestimiz hayata küserek evine dönüyor ve ertesi sabah Nastenka’dan ona yazılmış mektubu okuyor ama bence kitap büyük bir bilinmezlik ve boşlukta bitiyor. Kahramanımız Nastenka’yla bir daha görüştü mü, kaçıp gitti mi öğrenemiyoruz.

Bu eser neden Dostoyevski’nin en kötü eseri olarak tanımlanıyor ?

Yazımın başında da bahsettiğim gibi bu kitap Dostoyevski’nin ilk yazılarından ve gerçekten Kumarbaz’la kıyaslandığında aynı kişinin yazdığına bile inanmakta zorlanacağınız türde bir eser. Yine de Yufka Yürek ile gösterdiği aşırı benzerlik bence bu kitabın sadece Dostoyevski’nin çok yönlülüğünü yansıttığının bir kanıtı fakat ne yazık ki bu durum Dostoyevski’nin Beyaz Geceler ile ilgili eleştirilmemesine sebep olmuyor. İnsancıklar ile çok yüceltilmiş Dostoyevski; yazar çevresinden, insanlardan hatta yayıncılardan bile çok tepki alıyor ve günümüzde bile en kötü eseri olarak anılıyor.

Bu kitap benim için niye çok önemli?

Madem en kötü eseri, neyini seviyorsun diyorsunuz. Hemen cevap vereyim; öncelikle ben kesinlikle Beyaz Geceler’in kötü bir eser olduğunu düşünmüyorum. Bana göre bu kitap Dostoyevski’nin de dünyanın da en güzel kitabı sebebi ise hikayenin anlatıcısı hayalperest. Evlerle konuşması iç dünyası o kadar farklı o kadar güzel ki bana yalnız olmadığımı hissettirecek nitelikte bir adam kendisi. Kaldı ki kitabın atmosferi bile bence hikayenin kötü olmadığının kanıtı, siz ne düşünürsünüz bu konuda bilemiyorum ama ben bu kitabı okuduğum günden beri çantamda taşıyorum ve sanırım altı kere okudum. Öyle bir yeri var ki bu kitabın benim kalbimde; ne Kumarbaz’ın ne de Suç ve Ceza’nın ulaşamayacağı bir yerde.

Ne kadar çok kitaptan bahsettin beynim yandı:

Kumarbaz

Yeraltından Notlar

İnsancıklar

Bir Yufka Yürek

Bir hayalperestin gözünden dünya: Beyaz Geceler
Etiketlendi:         

CansuEceKılıç

sıkılmaktan sıkılmış bir öğrencimsi, tanıdığı herkesi bezdirdikten sonra bütün dünyayı darlamaya karar verdi.

Bir hayalperestin gözünden dünya: Beyaz Geceler” üzerine 2 düşünce

  • 7 Temmuz 2019, 12:21
    Kalıcı bağlantı

    Daha çok bahsetmenizi dilemiş olduğum şu kısmı izninizle buraya aktarmak isterim. Anladığım kadarıyla bir kitapla ilgili yazılarınız sonundan vs bahsettiği için daha çok o kitabı okuyanlarla bir istişare yeri gibi. O yüzden -biraz spoiler barındırarak- benim de kitapta en gerçekçi ve düşündürücü bulduğum kısım, Nastenka’nın sevdiği adamın dönmeyeceğine tamamen inandıktan sonra kalbindeki boşluğu doldurmak ve iyi hissettirdiği için kendisini Hayalpereste aşık olduğuna inandırması. Bu kısmında resmen bir kadının kalbinin yalnızlığa ve aşksızlığa tahammülü olmadığını bu kadar gerçekçi bir biçimde okuyunca, Dostoyevski’nin diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Tabii Nastenka’nın sevdiği adamı gördüğü an da muhteşem anlatılmıştı. Kitabın özellikle bir kadını, son kısmında oldukça düşündürücü bir yerden vurduğunu bizzat hissettim. Biraz kendi blogum gibi oldu ama, yazınızda beni anlayacağınızı hissettiğim için yazmak istedim. Teşekkürler…

    Cevapla
    • 8 Temmuz 2019, 13:28
      Kalıcı bağlantı

      Merhabalar, Öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettiniz . Eklemek istediğiniz kısma gelince kesinlikle kesinlikle haklısınız Nastenka sırf birini sevmek için nasıl da inanmıştı Hayalperestimizi sevdiğine . Bu arada isterseniz misafir yazarlık yapabilirsiniz. Bu kadar güzel fikirlerin blogumda yer alması beni çok mutlu eder.

      Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir