Merhabalar, Uzun zaman sonra bir Sabahattin Ali yazısıyla karşınızdayım. Bugün Canım Aliye, Ruhum Filiz ‘i inceleyecek ve bu kitap hakkında konuşacağız.

Nereden Nereye:

Bu kitabı Melankoli’nin bir devamı olarak görmek mümkün. Nasıl mı? Evet, biliyorum bu iki kitabın tek ortak özelliği mektup yazarlarının bir tarafının Sabahattin Ali olması. Yine de dönemsel olarak birbirini tamamlayacak belgeler niteliğindeler. Hatırlarsanız, Sabahattin Ali evlendikten sonra biricik dostu Ayşe’yi bir kere görmüştü. Ayşe Sıtkı ve Aliye Ali birbirlerinden çok hoşlanmadığı için olacak herhalde veya Sabahattin Ali hayatında yeni bir evreye girdiği için bu güzel mektup arkadaşlıkları devam etmemişti.

Diğer yandan Sabahattin Ali’nin Ayşe Sıtkı’ya yazdığı mektuplar seyrekleşiyorken müstakbel eşine yazdığı mektuplar sıklaşıyordu. Tam olarak da bu dönemde başlıyor kitap. O hepimizin içini burkan “Ben evleniyorum.” anonsuyla.

Kısacası bu iki kitabı birlikte okumanız demek Sabahattin Ali’nin hayatının yaklaşık 15 yıllık bir kesitine tanık olmanızı sağlayacak. Üstelik bu sırada Sabahattin Ali hapse girip çıkacak, milli eğitim bakanını bile zekasıyla yenip bakanlıkta işe başlayacak, evlenecek, çocuk sahibi olacak. Tabi benim için klavyede iki tuş ama düşünsenize on beş yıl. Benim yaşam süremden fazla. Dolayısıyla ilk mektubu ve son mektubunun da arası dağlar gibi olacak.

Üslup Farkı:

Bilemiyorum ama bu kitap bana Melankoli’ye kıyasla çok daha hafif geldi. Asla kötü bir anlamda değil sadece hafif. Evet, Melankoli’de Sabahattin Ali hapis yatıyor ve çıktığında çok yaşlanmış olduğunu fark ediyor. Hatta zaten bu yüzden Aliye ile evleniyor. Yine de bu kitabın aldığı zaman diliminde de başına gelenler daha güzel değil. Birden fazla tekrarlanan askerlikler vesaire. Yine de bu kitabı okuması oldukça daha kolay.

Bence Sabahattin Ali, Ayşe’ye yazarken kendi türünden bir varlığa döküyordu içini. Anlaşılacağını da biliyordu. Üstelik kendi isteği gibi anlayacağını da. Bir satır cevap için iki ay beklemek zorunda olduğunu da biliyordu. Üzerine sırf dostunun hırslarını tatmin etmek için Öğretmen Ayşe’ye yazması gerektiğini de.

Oysa Aliye öyle miydi? Çok daha gençti başta. Üniversiteye gitmemişti, yine de bol bol okuyup kendini geliştiren bir iyi aile kızıydı.Bir mektup alsa bir hafta içinde cevap verirdi ve Ayşe Sıtkı’nın yüzünde asla belirmeyecek bir gülümsemeye sahipti.

Sabahattin Ali karısını çok seviyordu kuşkusuz. Neden sevmesin ki. Zaten tam olarak bir tiple evlenmemiş miydi o? Evde oturup kocası için endişelenecek biri. Tam bir eş. Ayşe’ye de söylemişti bunu. Adı gibi biliyordu onu çekip çevirecek birini aradığını. (His words not mine.)

Hemşire Fatma’yı hatırlar mısınız? Sabahattin Ali hastalandığında onunla ilgilenen ve arkadaşlık eden hemşire hanım. Sabahattin Ali onun hakkında beni çok etkileyen birkaç bir şey söylemişti. Onun yanındayken Sabahattin değil onun olması istediği gibi biri olduğundan da bahsetmişti. Tabi, Sabahattin Ali’nin bir iki aylığına sadece arkadaşlık ettiği bir kadınla 15 yıllık eşi kıyaslanamaz, kıyaslanmamalı biliyorum. Yine de bence bu iki kadının arasında bir benzerlik var.

Sabahattin Ali sanki farkında Aliye’nin olmasını istediği kişiye dönüştüğünün. Yani tabi ki kesin bir şey söylemek imkansız ama size de özellikle nişanlılık mektuplarında sanki Sabahattin Ali kendi dengi olamayan ve kendini beğendirmeye çalıştığı birine yazar gibi yazmıyor mu? Ayşe’ye dertlerini sıralarken Aliye’yi “Hiç bir şey için canını sıkma sevgilim.” diye teselli etmiyor muydu? (His words, not mine.)

Ayşe Sıtkı’nında hasetten çatlayarak söylediği gibi Sabahattin Ali ve eşi çok mutluydu ve sürekli şakalaşıyorlardı ama gerçekten birbirlerinin düşünce dünyasına tamamen girmiş kişiler miydi?

Tabi evlilikleri eskidikçe mektupları da doğallaşıyordu. Artık kendini beğendirme gibi bir derdi de kalmamıştı tarafların. Birbirlerini yıllardır tanıyorlardı ve artık aralarında bir dil oluşmuştu. Kısacası derinleşmemişti sadece doğallaşmıştı mektuplar.

Canım Aliye, Ruhum Filiz :

Kitabın başlığı hakkında başıma gelen çok ilginç bir olay paylaşmak istiyorum sizinle, sonrasında Sabahattin Ali ve kızı Filiz’in arasındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum.

Okulun ilk günleriydi, ben her zamanki gibi derste kitap okuyordum. Bir arkamda oturan vatandaş “Ne okuyorsun?” diye sordu. Ben kitabın kapağını gösterdim. Kitaba bakmak istedi. Uzun uzun inceledi ve elime kitabı koyarken şunları söyledi; “Canım Aliye, Ruhum Filiz ha, bu Sabahattin Ali gerçekten çok ilginç adam.” Tabi ben ne demek istediğini anlamadım. Zaten yanlış anlayan da ben değildim ya.

Neyse konu nereden açıldı hatırlamıyorum sonra ama yine bu kitapla ilgili bir yere geldik. Arkadaşım hala”Canım Aliye, Ruhum Filiz demek.” diyordu başka da bir şey demiyordu. Derken öğrendim ki arkadaşım Filiz’i Sabahattin Ali’nin yasak aşkı sanmış. Bu kitabın da karısına ve sevgilisine gönderdiği mektuplardan oluştuğunu sanıyormuş.

Nasıl bir şok yaşadığımı anlatmam imkansız. Çünkü benim Sabahattin Ali sevgimi tanımlamam gerçekten olanaksız. Şu kadarını söyleyeyim bu yazıyı yazdığım bilgisayarın ekran koruyucusu Sabahattin Ali. Neyse Yanımızda bir iki kişi daha vardı ve koro şeklinde “Filiz onun kızı.” diye bağırdık. Kısacası peşin peşin söyleyeyim. Filiz Ali Sabahattin Ali’nin biricik kızıdır.

Komünistin Kızı:

Bu kitap beni Sabahattin Ali’ye bir kere daha hayran bıraktı. Filiz Ali’ye yazdığı mektuplar ne kadar güzel ne kadar içten. Hele bir de Arap harfleriyle değil de Latin harfleriyle yazmış.(El yazmalarına zaten bayılırım. Bir de gerçekten okuyabileceğim bir yazı görmek. Hele bir de bunun Sabahattin Ali’nin elinden çıkmış olması.) Sabahattin Ali’nin ilgili br baba olduğunu zaten biliyoruz ama ölmeden önceki son mektuplarında bile Filiz’in piyano derslerinin derdine düşmüyor mu? Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.

Komünistin kızı meselesine dönersek kitapta beni en çok sıkan, en çok üzen şey buydu. Babasına ettiğiniz yetmedi anladık. On yaşında bir kızın günahı nedir de onu adıyla değil de komünistin kızı diye çağırıyorsunuz,Sabahattin Ali kızını yatıştırmış tabii. Üstelik öğretmenine karşı saygılı olması gerektiğini de söylemiş.Peki Sabahattin Ali gerçekten komünist miydi? İşte gelin bunu uzun uzun tartışalım.

Sabahattin Ali de kim?

İçimizdeki Şeytan

Yeni Dünya

Kürk Mantolu Madonna

Çakıcı’nın İlk Kurşunu

Hep Genç Kalacağım

Melankoli

Kuyucaklı Yusuf

Sabahattin Ali Sevgisinin Yan Etkileri

Canım Aliye, Ruhum Filiz: 101
Etiketlendi:         

CansuEceKılıç

sıkılmaktan sıkılmış bir öğrencimsi, tanıdığı herkesi bezdirdikten sonra bütün dünyayı darlamaya karar verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir