Merhabalar, Bu yazımda playlistlerini hayatından önde tutan herkesi baya eğlendireceğim. Karşınızda Sadece Gerçek Müzikseverlerin Anlayabileceği Şeyler…

En iyi arkadaşınız kulaklıklarınızdır,

Başlık yeterince açıkladı zaten kendisini ama bir de ben geçeyim üstünden. Etraftaki herkes boş boş konuşuyorken sizin yanınızda kim vardır? Kulaklıklarınız. Sıkıldığınızda kim sizi eğlendirir? Kulaklıklarınız. Hangi arkadaşınız size hiç trip atmaz hatta sadece siz istediğinizde sizinle konuşur? Tabi ki kulaklıklarınız. Ortam korkutucu derecede sessizken kim kafanızı bir diskoya çevirir? Yine kulaklıklarınız. Kısacası bence insanlığın başına gelen en güzel şeylerden biri kulaklıklar. (Tabi müzisyenlerin kullandığı kulaklıklardan bahsetmiyorum. Onlar zaten hayatta kalmak için bir sebep. Zira ben kendi adıma davul çalmaya çalışıyorum ve duyma yetimi koruyabilmemi resmen onlara borçluyum. (İtiraf etmek istemiyorum ama başka türlü crash’e vurunca bile zıplıyorum.(Az gömelim lütfen başlayalı çok olmadı.))) Bir kez daha teşekkür edeyim buradan. İyi ki varsınız ve iyi ki benimsiniz sevgili kulaklıklarım.

Muhakkak birden çok kulaklığa sahipsinizdir:

Ben hepsini sırayla bozmadan cebimde üç tane kulaklık taşırdım. (Üzerine dört tane kulaklık eskittim (Bir yıl olmadı.).) Önemlidir kısacası birden fazla kulaklık taşımak. Zira kendinizi etraftan soyutlamak için kulaküstü öküz boyu bir kulaklığa ihtiyacınız vardır. Evi konser alanına çevirebilmek için kablosuz kulaklığa, öğretmen müzik dinlediğinizi çaktırmasın diye de olabildiğince küçük hatta görülmez kulakiçi kulaklıklara, davul çalarken duyma yetinizi kaybetmemek için ses yalıtımlı kulaklıklara… Tabi böylece gelirinizin yüzde yirmisini kulaklara dökersiniz. Bozulma ve sizi yüz üstü bırakma oranlarını hesaba bile katmıyorum zira feda olsun.

Şarkı değil albüm dinlemek:

Bu sadece bende olan bir belirti olabilir. Yine de gururla söylüyorum. A tarafı B tarafı düşünmeden sevdiğimi sevmediğimi boş verip oturup albüm dinliyorum. Bir havası oluyor çünkü her albümün sadece ve sadece kendine özel oluyor bu da. Ayrıca zamanımı ayırmak da mutlu ediyor beni zira bir şarkı normalde üç dakikayken albümler yarım saatten başlıyor. Hem aynı anda kaydedildiği için kayıt kalitesi de aynı oluyor. Adaptasyon sorunu yaşamıyorsunuz yani.

Tabi burada karışık dinleme düşmanlığı da kendini ele veriyor zira içinizdeki kaliteli müziksever biliyor. Bu albüme çok emek girdi ve içindeki şarkılar da özenle birbirini dengelemek için hazırlandı. Siz kimsiniz ki idollerinize saygısızlık yapasınız. İşte bu yüzden işi gücü bırakır boş boş etrafa bakıp hayatın olmayan anlamını sorgulamak için gününüzden 45 dakikacık ayırır oturup hakkıyla albüm dinlersiniz. Feda olsun bütün zamanım.

Zaman makinesi bulunsa kesinlikle bir konsere veya müzik festivaline gidersiniz.

Başka bir ihtimal bir an bile aklınızdan geçmedi değil mi? Asıl soru şu hangi konsere gideceğiniz?

Hayatınızı playlist’lere dökersiniz.

Anılarla şarkıları değil de şarkılarla anıları hatırlayan kardeşlerim özellikle bana hak verecek bu konuda diye düşünüyorum. Zira benim playlist’lerimle oldukça duygusal bir bağım var. Örnek vereyim mesela rain diye bir playlist’e sahibim. Ne zaman yağmur yağsa içine yeni bir kaç şarkı ekliyorum. Öncekileri dinleyip anılarımı yad ediyorum ve her seferinde yeni şarkılar da eklediğim için playlist’imle birlikte anılarımı da büyütüyorum. Marttan beri bunu yapıyorum ve şu anda liste neredeyse 60 tane güzide esere sahip. Açıkçası benden bu playlist’i alsalar. Öncelikle Spotify’a dava açar sonra kendimi bir odaya kapatır ağlardım diye düşünüyorum.

Sevdiğiniz grupların t-shirtlerini giyen kimseden nefret etme olasılığınız oldukça yüksektir.

Tabi bu sadece benim psikopatlığım da olabilir ama nedense sadece ben seviyormuşumcasına sevmek daha hoşuma gidiyor o kadar. Ve herhangi bir insanın benim hayat felsefem olan olmuş insanları bir moda unsuru olarak kullanması oturuyor içime. Bu cahilliği yapan kişiyi seviyorsam ve gerçekten benim gibi içten sevdiğinden eminsem bu kadar “cringe” olmuyorum aksine seviniyorum ama yine de sessizce bir kınıyorum. Hele bir de sokakta gördüğüm her hangi biri aşağıda daha detaylı olarak değineceğim türden bir cahillik yaptıysa işte o zaman bir canavar çıkıyor içimden. Bu arada söyleyeyim bende hiç grup t-shirt’ü yok.

Cahillik deyip görmezden gelmek.

İşte bence gerçek müzikseverlerin yaşadığı en büyük sorun bu. Açıklamak için de baya değişik bir örneğim var. Davul dersi almaya giderken üzerinde Queen t-shirt’ü olan bir vatandaş gördüm. Normal bir bünye bundan rahatsız olmazdı hatta nereden aldığını bile sorabilirdi ama ben şahsı dövmek istedim. Sebep derseniz hemen açıklayayım.

Buluzün üzerinde sadece Freddie Mercury var. Üstelik 86’daki Wembley stadyum konserinde giydiği sarı montla o meşhur pozunu verirken. Şu ana kadar her şey süper değil mi? Bekleyin. T-shirt’ün altında The Show Must Go On yazıyor. Hadi bakalım gel de delirme.

İşte Bohemian Rhapsody’yi izleyip Queeen fanıyım diye ortada gezerseniz olacağı bu. Arkadaşım The Show Must Go On’u yazan Brian May’dir. Evet, şu adını hiç anmadığınız hatta bilmediğiniz efsane gitarist. (Hatta kendisi şarkıyı Freddie’ye verdiğinde söyleyebileceğinden emin olmaz ama o bir kerede şarkının bugün dinlediğimiz halini kaydeder.) İşin ilginç tarafı bu şarkı Innuendo albümünde yer alır. Bu albümün çıkış tarihi de 1991’dir.

Peki o zaman Queen’in 86 Wembley konserinde The Show Must Go On’u çalması mümkün müdür? (Hadi Hammer To Fall falan olsa anlayacağım.) Tabi ki değil. Ne yaparsınız şöyle bir süzüp kendinize şiddetin kötü bir şey olduğunu hatırlatıp gidersiniz. Bu cahiller için üzülmeye değmez ama yine de bu vatandaşın kendisine bir Queen fanı demesi ve üstelik böyle gezebilmesi hoş mu? Hani davul dersine gitmesem bu kadar içime oturmayacak yani?

Başıma gelen bir hadiseyle daha bu başlığı şenlendireceğim. Şöyle güzel yağmurlu bir Cuma günü, sonbahar, hava da yağmurlu ben Friday I’m In Love dinliyorum ama uçuyorum yani görmeniz lazım. Neyse efendim vatandaşın biri geldi yanıma bu ne ya diye sordu? Tabi ben suratına çemkirmedim. Edepli bir insanım çünkü. Neyse sonra öğrendim ki bu kızımızın en sevdiği grup Nirvana’ymış. İşte o gün sıyırdım. Madem 90’lara inecek kadar idare eder bir müzik zevkin var. Sadece Nirvana mı dinledin? Biraz bakmadın mı başka ne dönüyormuş 90’larda diye? Efendim şu ana kontrol ettim bu nadide eser Spotify’da ayda 200.000.00 dinleme alıyor. Hadi The Cure’u hiç duymadın olsun. Bari her yere Nevermind yazma ya.

Cahillik deyip görmezden gelememe:

Özellikle günümüzde rap veya pop yerine rock, jazz gibi müzik türleriyle içli dışlıysanız en büyük dertlerinizden biri sessiz kalamamaktır. Gelirler telefonunuzdan ne dinlediğinize bakarlar. Sonra ne dinliyorsun yaaaaaa diye sorarlar: Oysa siz ilginç bir şey yapmıyorsunuzdur. Dinlediğiniz şarkı, şarkıcı veya grup elli altmış yıldır efsanedir ve karşınızdaki cahil bu soruyu size yöneltir. Siz de püskürürsünüz tabi artık.

Rock seviyorsunuz diye taşlanabilirsiniz. Rap sevmiyorsunuz diye dayak yiyebilirsiniz. Metal dinliyorsunuz diye ateist ilan edilebilirsiniz. Siz de gurur duyarsınız bundan. Ama şöyle gelip de onlar kim ya demiyorlar mı? Hani Cream, Jefferson Airplane, The Who falan bilmezsiniz şaşırmam ama Led Zeppelin ne demeyin lütfen. Demeyin yani. Sonra sizi kültürlendirmek bize kalıyor.

Gereksiz Fanlarla uğraşırsınız:

Arkadaşlar, eğer her hangi bir grubun veya kişinin fanı olmak gibi bir niyetiniz varsa bunu Instagram’dan takipçi çekmek veya hoşlandığınız kimseye güzel görünmek için yapmayın. Anlıyoruz yani zaten gerek yok. Sonra sizi adam etmek de bize kalıyor. İki şarkı ezberleyip her yere sokuşturmuyormusunuz hele tutamıyoruz kendimizi.

Çılgın Fanlarla çatır çatır kavga edersiniz:

Evet, koyu bir fan olmakla gerçekten sevmek arasında bir fark var ve çoğumuz bu çizgiden haberdar değiliz. Tabi artık playback’siz konser kalmadı ama fazla bağıran insanlar yüzünden ne çaldığını duymayıp rezil olan az kişi yok. İşin acı tarafı da bu çılgın fanların sevdikleri insanlara düşmanlarından çok zarar vermesi.

Hele böyle herhangi bir konuda eleştiriyorsunuz da o bizi mezarından görüyor diye atlayanlar yok mu? Sanki yaşasa eleştirmeyeceğiz. Bu yüzden sosyal platformlarda pek parlak bir geçmişim yok. Dayanamıyorum yapıştırıyorum çünkü cevabı.

Konser kayıtları kankanızdır.

Bu özellikle benim çok hassas olduğum bir konu çünkü ben rock’la bir konser kaydı sayesinde tanıştım. Freddie Mercury’nin anma konserindeki Somebody To Love büyülemişti beni. O kadar güzeldi ki sanki daha önce hiçbir şey duymamışım da ilk dinlediğim şarkı buymuş gibiydi. Tabi sonra normal kaydı A Day At The Races falan derken çok sevdim. Gerçekten de kulağınıza bir kere kaliteli müzik giriyor ya bir daha aksine tahammül edemiyorsunuz. Evet, onu üzerine belki yüzlerce konser kaydı dinledim ama halabu şarkıyı duyunca saygı duruşuna geçiyorum. Öyle ki Bohemian Rhapsody’den daha çok seviyorum Somebody To Love’ı.

En büyük hayaliniz bir pikap almaktır:

Tabi bir pikapınız gerçekten varsa böyle hayaller kurmanıza gerek kalmıyor ama benim hayat gayelerimden biri pikap almak. Hele benim gibi nostalji merakınız varsa da 60’larda Spotify mı vardı tarzı fikirler de garanti geçiyordur. Zira neden geçmesin. Haklısınız. Hatta hiç olmadığınız kadar haklısınız.

Resmen bir avukat haline gelirsiniz:

Gene haklısınız. Bulduğunuz yerde savunun. Hele gruplarda ezilen tipler var ya kıymet bilinmeyenler, onların gerçekten avukatı olun çıkın. Kendimden örnek vereyim mesela John Paul Jones’a asla laf söyletmem( O kim falan demesin cahiller kendisi Zeppelin’in basçısı ve klavyecisi olur.). Zİra Robert Plant ve Jimmy Page Live Aid ‘de Bonzo’suz ve John Paul Jones’suz çalmayı denemiştir ve sonuç gerçekten fiyasko olmuştur. Yani madem John Bonham öldükten sonra onsuz olmuyor deme güzelliğini yapıp bırakmışsınız güzelim Zep’i böyle çabalara niye giriyorsunuz? Evet, önde görsel olarak işi siz yapıyorsunuz ama sahnenin azıcık daha karanlık tarafında Bonzo ile o ezdiğiniz basçı döndürüyor işi. Neyse ben daha gömmeyeyim. Zira kendisi Rock & Roll Hall Of Fame kabullerinde lafı gediğine gayet güzel koydu (Bilmeyenimiz varsa aydınlatayım ” Arkadaşlarıma otuz yıl sonra telefon numaramı hatırladıkları için teşekkür ediyorum .” dedi. Bence güzel dedi ağzına sağlık.) .

Yok efendim John Lennon’a İngilteredeki en iyi davulcu Ringo mu diye sormuşlar da John ona o Beatles’daki en iyi davulcu bile değil demiş. Gerçekçi olalım çünkü bu lafı söyleyen John değil. Aksine bu espri 80’lerde yani kendisi öldükten sonra amerikan bir komedyen tarafından yapılmış. Kendisine ait gerçek açıklamalardan biri ise Ringo’nun davulculuğunun tıpkı Paul’ün basçılığı gibi oldukça “underrated” olduğu ve Ringo’nun Beatles’ın kalbi olduğu yönünde. Ayrıca kendisinin sonradan çalıştığı davulculara da artistik yapma Ringo gibi çal dediği bile söylenir. İnanmayan kardeşlerimi Rain’i veya The End’i dinlemeye davet ediyorum.

Arkadaşlık kurmak:

Çook çok sevdiğim bir kankam vardır benim. Kendisi The Rolling Stones’u pek sever. Bir gün kolunda Stones patch’i gördüm. Dedim na’pıyosun sen. Malum Beatles’la Stones arasında bir kavga yoktur ama Beatles’cılarla Stones’cular arasında büyük anlaşmazlıklar yaşanır. Dedim ki canım benim derdin ne senin birbirimize girelim mi istiyorsun? Dünyayı Stone’cular ve Beatles’cılar diye ikiye ayırıyorlar haberin var mı? Çemkirdim biraz (Halbu ki ben de Stones severim gayet bir an gaza geldiysem demek.) O da bana dedi ki ne güzel işte birleşince dünya oluyoruz. Gerçekten duyduğum en hoş şeylerden biriydi. O gün bu gündür kendisine Love Of My Life’ım derim. Zira ikimiz de Queen severiz daha doğrusu ben severim ve o benim için katlanır. Diyeceğim o ki müzik üzerinden çok güzel arkadaşlıklar kurarsınız. Hele benimki gibi birini bulursanız kaçırmayın atlayın boynuna.

Sadece gerçek müzikseverlerin anlayabileceği şeyler

CansuEceKılıç

sıkılmaktan sıkılmış bir öğrencimsi, tanıdığı herkesi bezdirdikten sonra bütün dünyayı darlamaya karar verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir