Merhabalar, Bu yazımda Sydney Carton ‘ı İki Şehrin Hikayesi‘nden daha çok seven herkesi mutlu edeceğim. Huzurlarınızda Sydney Carton’ın Yaşadığı Sorunlar…

Ön Yargılar:

Kendisinin yaşadığı sorunların en başta geleni tabi ki ön yargılar. Nereden başlayayım bilemedim gerçekten. Çektiği bütün sorunların kaynağı ön yargılar değil miydi zaten? Charles belki kendini Lucie’nin mutluluğu için feda etmezdi ama Lucie’nin ezdiği, yargıladığı Sydney onun için canını hiç düşünmeden verebilirdi verdi de. Adil mi bu şimdi? Kitabın tek karakterini karaktersizce eleştirmek. Üzülme Sydney sen göremedin belki ama biz artık seni yargılamıyoruz. Yani en azından ben yargılamıyorum seni. Nasıl biri olduğunun da farkındayız. İstediğin zamanda istediğin gibi davranmanın seni kötü gösteremeyeceğinin de. İşte sen göremedin bu zamanları. Yanarım yanarım ona yanarım.

Lucie ve saygısızlıkları:

Sydney’nin Lucie’den büyük sorunu olur mu? Aman sevgili masum Lucie’ciğimiz Sydney’nin kalbini söküp atsın. Bir de üzerine dürüstlüğü için ona teşekkür etsin Sydney. Hadi Lucie’den beklerdim de böyle bir davranışı. Oldu mu Sydney’ciğim bu yaptığın? Sana kız mı yok? Elini sallasan ellisi ama yok sen illa Lucie’yi mutlu edeceksin diye kendini giyotine göndermek zorundaydın. Sana hiç yakışmadı diyeceğim diyemiyorum. Biz de bu yüzden sevmiyor muyuz seni? Benim dediklerimi yapsan adın Sydney değil Charles olurdu zaten.

Kimseyi iyi olduğuna inandıramaması:

Buna kendisi mi daha çok üzüldü ben mi bilemiyorum. Günümüzde bile var Lucie ve abartılı hallerini Sydney’den daha içten zannedenler. Kendi zaten yaşarken anlatamadı derdini. Sevdiği için öldü gene anlatamadı. Öldü gitti yüzyıllar geçti üzerinden hala anlatamıyoruz, hala anlatamıyoruz. Tamam, yaptığı her şeyi doğru bulmak zorunda değilsiniz ama kabul edin kitapteki tek karakter Sydney Carton doğal olarak tek heyecan unsuru da o. Evet, İki Şehrin Hikayesi zaten çok güzel bir kitap ama Sydney olmasa bu kadar efsane olur muydu? Sanmıyorum.

Charles ve ona benzeyen herkes:

Sydney Carton’ın Lucie’den sonraki en büyük çilesi Charles. Sydney sadece modern yöntemlere başvurup Charles gibi Lucie’nin babasına değil de evliliğim muhatabı olan Lucie ‘ye sordu onunla evlenmek isteyip istemeyeceğini. Ret cevabı aldı. Efendi efendi üzüldü. Sana ne oluyor Charles hala yargılıyorsun onu. Bak ne oldu kitabın sonunda sen karına kavuşacaksın. Peki ya o. Sen yokken Lucie’yi bırak çocuklarınla bile ilgilendi senin karından uzak tutmaya çalıştığın adam. Biliyorum Charles sen de iyi yüreklisin de Sydney’nin tırnağı bile olamazsın. Bir düşünsenize İki Şehrin Hikayesi’ni Charles Darney için okuduğunuzu.

Charles’a fazla benzemek:

Biliyorum onun için bir çile değildi kendisini Lucie’nin mutluluğu için feda etmek ama benim sorunlarım var Sydney’nin Charles’a bu kadar benzemesiyle. Keşke o gün o saatte gitmeseydin de oraya da insanlar seni yuhalamasıydı. Belki o zaman gelmezdi aklına Charles ile yer değiştirmek. Gerçi zeki adamdı o kesin akıl ederdi de ne yaparsın düşüncesi bile güzel.

Charles’la kıyaslanmak:

Bu konuda kimseyi suçlamayacağım direkt kendimi eleştireceğim. Benim yaklaşık bir ay önce yazdığım İki Şehrin Hikayesi’nin inceleme yazısı bile biraz kıyaslama içeriyordu belki de. Evet, biliyorum ikiniz de iyi insanlarsınız ama neden karşılaştırıyorsunuz işte bu konuda hiçbir fikrim yok. hem kitabın sonu açıklamamış mıydı her şeyi benim yerime.

Hayatını sevdiği için feda etmek:

Sydney için bu bir sorundan çok bir zevkti ama yine de en büyük sorun buydu. Sydney Lucie için bile vermedi ki canını Lucie’nin sevdikleri için verdi. Belki, başka biri olsaydı onun yerinde “Yeter bana yıllarca çektirdiğiniz der, Charles’ı giyotine daha çabuk götürmekle kalmaz üzerine herkesten intikam alabilirdi. Avukat değil miydi? Yapardı, yapabilirdi en azından. Peki ya o ne yaptı? Gerisini zatn hepimiz biliyoruz.

Ne olacağını bilmeden ancak hayal etmek:

Ne Sydney biliyor ne olacağını ne de biz. Evet, Lucie’nin kucağında adı Sydney olan bir bebek hayal ediyor ama nereden biliyor erkek bir bebeklerinin olacağını? Tabi çok daha büyük gizemler var önünde. Ne olurdu mesela Charles Lucie’yi bulmaya çalışırken öldürülseydi veya karısı Charles’ı görünce onu Sydney sansaydı ve bu nedenle kavga edip hayat boyu tuhaf bir evlilik sürselerdi. İşte tam olarak bundan bahsediyorum. Bilmiyordu Sydney, hem de hiçbir şey bilmiyordu. Peki bu engel miydi?Lucie’nin mutlu olması htimali için kendisini feda etmesine bence öyle ama Sydney’e göre asla.

Devrimci olamamak:

Charles Dickens size sesleniyorum. Sydney bir devrimci olsaydı sizc de daha iyi olmaz mıydı? Charles Dickens böylesini uygun görmüş biliyorum ama yine de o kadar isterdim ki Sydney’Nin devrimci olmasını. Zaten kitaptaki tek karakter gibi karakter Sydney ne olurdu Lucie’nin aşığı olmak yerine Fransa’yı yerinden oynatacak bir devrimci olsaydı. Evet, yine idealleri için ölürdü belki ama hiç değilse Darney ailesinin değil Fransa’nın kahramanı olarak.

Underrated’in tanımı olmak:

Evet, Sırf bu yazı için bir daha araştırdım. Yok efendim tabi ki de Sydney Carton en iyi roman karakterlerinin arasında değil. Gerçi neden olsun ki. Biz onu zaten sevilmediği için sevmiyor muyuz?

Ne çektin be Sydney:

Aynen öyle ne çektin be Sydney?

Söz konusu kitabın incelemesi için:

Sydney Carton ‘ın yaşadığı sorunlar:
Etiketlendi:             

CansuEceKılıç

sıkılmaktan sıkılmış bir öğrencimsi, tanıdığı herkesi bezdirdikten sonra bütün dünyayı darlamaya karar verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir